20. yüzyıla girerken Fransa’nın en etkili gazetelerinden “Le Temps”in ünlü bir çalışanı vardı: Georges Gaulis. 1896′da eşi Berthe ile birlikte İstanbul’a gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu konusunda en iyi, en tarafsız haberleri yapan gazeteci olarak tanınıyordu.
1912′deki Balkan Savaşı’nı da izleyen Gaulis, yakalandığı hastalıktan kurtulamayıp öldü ve Feriköy’deki Katolik Mezarlığı’na gömüldü. Nöbeti, Türk dostlarının Berta diye çağırdıkları, karısı Berthe devraldı.
Berthe Georges Gaulis, Birinci Dünya Savaşı’nda zorunlu olarak İstanbul’dan ayrılmıştı. Berthe, Kurtuluş Savaşı’nın başladığı günlerde, 21 Eylül 1919′da, çok sevdiği İstanbul’a tekrar geldi. Fransa’ya döner dönmez yazdığı kitapta, o günlerin Türkiye’sini ve Kurtuluş Savaşı’nı anlattı:
“1921 Nisanı, Türklerin geri aldıkları Bilecik, bir felaket ve acılar diyarı. Koku dayanılmayacak kadar fazla. Henüz dumanı tüten bu taş yığınları altında, kim bilir ne kadar insan cesedi gömülü. Buradaki tahribatın büyüklüğü korkunç. Bilecik ve Küplü’de büyük facialar olmuş. Buraların ahalisinden sağ kalanlar, büyük bir bunalım ve heyecan içinde. Tecavüze uğramamış genç bir kız veya kadın kalmamış. Bilecik dünden kalma bir Pompei adeta. Her yer kül, is ve kurum içinde… Sık sık dinamitin tahribatını gösteren taş yığınlarına rastlıyoruz. Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı.
Yapılan toptan imha işleminden her şehir ve kasaba payına düşeni almış. Bazen bir bahçe, çiçek açmış birkaç ağaç, bir meydan, bir çeşme, yapılanları hatırlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik.
Her Yunan taarruzu, Anadolu halkına çok acı bir ders olmuş. Düşmanın yaptıkları karşısında vatanseverlik duyguları uyanarak şahlanmış, ‘Ölürsem hiç olmazsa ailem ve vatandaşlarım İçin öleyim’ diyerek mücadeleye katılmışlar. Bu günlerde, İnegöl’deki Türkler kasabalarına gelen Yunan askerlerine baltalarla karşı koymuşlar ve onlar da çareyi kaçmakta bulmuşlar…”
Berthe Gaulis, kitabının önsözünde de şunları yazmıştı;
“Ankara’dan 10 Mayıs 1921 ‘de, Türk milliyetçiliği konusundaki bu kısa incelememin basımevini boyladığı sıralarda ayrıldım. 1921 yılının Ağustos ayı sonlarında, Anadolu’daki savaş en sert ve acımasız bir biçimde sürüyordu. .. Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir. Çünkü o hareket yüksek bir ideale dayanıyor; çünkü bu hareketi yönetenler kendi şahsî çıkarlarını unutmuşlardır; çünkü onlarda büyük bir ruh ve iman var…”
Kaynak: Focus Dergisi 2005 Kasım sayısı
( Paylaşımı için Gazi Güder’e teşekkür ederim.)
