Bu küçük öyküyü kim yazmış bilmiyorum.
Bana kimin anlattığını da hatırlamıyorum.
Ancak epey sonraları çarpıcılığının ve yönlendiriciliğinin etkisini farkettiğimi ve öykünün “kıssasından hissesi” ne olursa olsun içimde bir yerlerde bir küçük filizi hep korumaya çalıştığımı söylemek isterim.
Hatırladığım ve biraz da süslemeye çalıştığım öykü şöyle:
” Doğanın tüm güzelliklerinin bir arada toplandığı, henüz kirli bir insan ayağının basmadığı, kıyısında-denizinde harikulade renklerle bezeli canlıların yaşadığı bir koy varmış.
Bir gün hangi zalim diyardan geldiği belli olmayan, hangi zalim düşüncelerin eseri olduğunu “kimsenin bilmediği” kara, devasa bir petrol tankeri işte tam da o koya sürüklenip batıvermiş.
Koyun anlatılamaz güzellikteki tüm renklerinin, tüm canlılarının üzeri petrolden kara bir kefenle örtülüvermiş.
Kısa bir sürede canlıların çoğu soluksuz, güneşsiz, yiyeceksiz kalarak çoğu da zehirlenerek can vermiş.
Sağ kalıp kaçabilecek durumda olanlar yüreklerine hüzün basıp göçmüşler başka diyarlara.
Yalnızca oraya köküyle bağlı olanlar yosunlar ve mercanlar kalmış koyda.
“Gidemiyorsak savaşırız, mücadele ederiz bu kara kefene karşı” demişler yosunlar ve mercanlar.
Yıllarca ve yıllarca; bedenlerini değiştirerek, yenileyerek, azıcık ışık, azıcık oksijenle yaşayarak o petrolden kara kefeni yavaş yavaş emerek, kemirerek ama büyük acılar çekerek yaşamışlar, savaşmışlar…
Koyun suları renklerine kavuşmuş yeniden. Göçüp giden canlılardan ilk olarak beyaz kuşların, kırmızı balıkların torunlarının torunları sevinç içinde dönmeye başladıklarında yurtlarına, “başardık” demiş yosunlarla mercanlar, “başardık”. Sonra dönüp kendilerine bakmışlar çok uzun süredir ilk kez. Yosunlar artık yosun olmadıklarını “çalılaştıklarını” görmüşler, mercanlarsa kara kömür parçalarına benziyorlarmış artık.”
İşte öykü bu.
İçiniz burkuldu değil mi?
Kendinizi bir an yosun ve mercan gibi hissettiniz.
Bizim de köklerimiz burada. Hayatın ve hayatı çekilmez kılanların tüm eziyetleri de burada. Umutsuzluklarımız, yalnızlığımız, kimi zaman çaresizliklerimiz burada. Ölüm, hasret, kırık aşk öykülerimiz burada. Sanırım bu konularda hiç yalnız değiliz.
Teslim olabiliriz, çekip gidebiliriz ya da direniriz. Fakat ne yapalım ki bu mücadelenin de bir bedeli var. Özgürlüğü, aşkı; gün ışığı, hava, su gibi istiyorsak içimizde bir yerlerde sakladığımız küçük bir filizi daima koruyarak değişeceğiz, değişeceğiz…
29.9.2010
Timur Ugan
Not:Benim duyum sonucu yazmaya çalıştığım “yosunların öyküsü”nün yazılı aslı, yazarını bilen varsa ve bildirirse çok sevinirim. Bu yazı yerine aslını yayınlamaktan onur duyarım. Bir söylencemidir, yazılı kaynağı varmıdır bilmiyorum. Fakat kim anlattıysa, yazdıysa teşekkür ederim.
