İnsan emekli olunca her şeyden elini ayağını çekmiş olmuyor. Adımız emekli ama hayattan kopuk değiliz. Geziyor, yiyor, içiyor, elimizdekini paylaşıyoruz. Kimi zaman ekmeğimizi, kimi zaman zamanımızı, kimi zaman da gördüklerimizi, anılarımı paylaşıyoruz.
Ağabeyim Birol, eşim Metin ve ben yine bir seyrü seferdeyiz. Yol kenarlarında gördüklerimiz, yöreye ait lezzetler, kuşlar, çiçekler, böcekler, yoldaki diğer insanlar hepsi bize yaşamın sunduğu güzellikler. Yeter ki görmesini bilelim.
İzmir’e kar sıkça yağmaz. Ender görürüz biz karlı havaları. O yüzden hasretiz. Bize uzak olduğu için mi bilmiyorum, kar yağınca görmemişin oğlu olmuş gibi davranırız biz İzmirliler. Kar yağmış tepelere gideriz. Manisa bize çok yakın. Spil Dağı’na kar yağınca çocuklar gibi bayram ederiz. Hemen yola çıkarız. Arabanın gidebildiği yerlere doğru yol alırız. Fotoğraflar çektirir, hasret gideririz.
O gün yine arabamıza, yollarda rastlayabileceğimiz hayvanları düşünerek yiyecek alıp yola koyulduk. Marketten kemik, ekmek aldık düştük yollara. Spill’e gitmeye karar verdik. Spill’e çıkarken sağda bir çay bahçesi var. Kış mevsiminde olduğumuz için naylondan branda germişler dışarıya. İçeride sıcacık soba yanıyor. Yolda canı çay içmek isteyen çay, sahlep içmek isteyen sahlep içmek için buraya uğruyor. Alçak yerlere yağmur ve kar suyu, yüksek yerlere kar yağıyor.
Biz de mola verdik. Bizimkiler sahlep içmek için içeriye girdiler, ben de çaydan yana tercihimi kullandım. Ama arabadan inmek istemedim. Benim çayımı arabaya getirdiler. Arabanın üstüne yağan suların seslerini dinlerken sağımda kalan ormanı seyretmek daha cazip geldi bana. Bir de radyonun kanalını Türk Sanat Müziği çalan bir kanala ayarlayınca keyfimi görecektiniz. Şarkılar dilimde, seyirlik yerler gözümün önünde daha ne isteyeyim. Ağabeyim ve Metin ise çay bahçesinin içersinden Manisa’ya tepeden bakmayı tercih ettiler.
Hepimizin içi ısınmış vaziyette yolumuza devam ettik sonra. Ben dışarıyı seyretmeye devam ederken, Metin benim bulduğum radyo kanalı çekmeyince kaset koymuş teybe. Mucize Nağmeler’miş adı. Hepsi harika şarkılar. Radyodan dinliyor sanıp şarkılara eşlik etmeye devam ettim. Bu arada da bizimkilere soruyorum:” bulduğum kanal ne güzel değil mi” diye.:))) Ağabeyim de arka koltuktan mırıldanıyor:” tabii Metin, bu kanalı Bircan buldu. Şarkılar da ondan güzel” Metin şarkıların kasetten geldiğini, kanalı değiştirdiğini söyleyince hepimiz nasıl kahkalara boğulduk. Ağabeyimin ağzına düşmüştüm bir kere O da anın keyfini çıkartıyor ve esprilerini ardı arkasına patlatıyordu. Arada da benim taklidimi yapıp:” nasıl bulduğum kanal ne güzel değil mi” diye damarıma basıyordu.:)))
Aradan biraz zaman geçtikten sonra ben her birimiz için şarkı tutmaya başladım. ”Bu şarkı ağabeyimin olsun, ondan sonraki Metin’in, daha sonraki de benim olsun” diye seçimlerimizi yaptım. Herkes şarkısından memnundu. Tamamen hislerimizi anlatıyordu. Benim şarkımsa; ” Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacak”tı. Ağabeyim yine durmadı mızıkçılık etti:” Kabul etmiyorum. Kasetteki tüm şarkıları sırasıyla ezberlemiş Bircan. Ondan sonra da kısmetinize bu şarkı çıktı diye bizi uyutuyor” diye söylendi. Ağabeyimle yarışılmaz espri konusunda. Gülmekten yanaklarımız ağrıdı. Ben de uzatmadım ve bir şey yapmadım. ” Bakın bulduğum kanal ne güzel değil mi” diye sormaktan başka.:)))
Yol bizi şaşırtmadı, karşımıza ilk köpecik çıktı. Ona yanımızdaki kemik ve ekmekten verdik. Nasıl afiyetle yedi. Bizi beklemediği bir gerçekti ve görünce de çok şaşırdı. Kim bilir aklından neler geçti o an. Onun karnını besleyip yolumuza devam ederken başka bir köpek ailesi karşımıza çıktı. Bir baba, bir anne ve bir çocuk köpekten oluşan çekirdek ailenin de karnını doyurduk. İçimizi bir burukluk kapladı, orada neden bulunduklarını anlayamasak da yine birilerine iyi gelmiştik. Tepelere kar çok yağmış ve bizim geldiğimiz noktada buzlanma oluşmuştu. Daha fazla riske atmak istemedik kendimizi. Göreceğimizi görmüş, besleyeceğimiz hayvancıkları beslemiştik. Geri dönmeye karar verdik. Arabada sadece ekmeklerden bir-iki tane kalmıştı. ”Önümüze bir başka köpek çıkarsa onu da ona verip evin yolunu tutarız” diye düşündük. Düşündüğümüz oldu ve kalan ekmeği de o son gördüğümüz köpeğe verdik. Kuru ekmeğe bile razı olan o hayvancıkları oraya bırakanlar her kimse vicdan sahibi olmadıkları bir gerçek. Soğukta ne yer, nasıl yaşarlar diye düşünmeden belediyelerin toplayıp kulakları küpeli hayvancıkları dağın başına bırakmaları, insanlık dışı bir şey. Bile bile onları ölümün kucağına atmak da itlaf etmekdir göz göre göre. Ne diyeceğimi bilemiyorum, çok üzülüyorum bu hayvanlara. O yüzden de arabamıza daima kedi- köpek maması, kemik, ekmek hiçbir şey bulamazsak, evdeki yemeklerden doldurup yollara düşüyoruz sıkça. Hem kendimizi gezdiriyor, hem de başka canlara merhem olmaya çalışıyoruz.
Bir başka yol hikayemizde buluşmak niyetiyle…
Sevgiler
Bircan OĞANKUL
29/01/2011
Saat: 23.20
![fotograf[1]](http://bircanogankul.files.wordpress.com/2011/02/fotograf1.jpg?w=500)
Sevgili bircan çok güzel yazmışsın emekli demek hayattan elini ayagını çekmek değildir. bence ikinci bahardır ayrıca seninle o yerlerde olmak bir o kadar güzel .
yeterki bizler saglıklı olalım daha repertuvarımız bitmedi gelecek güzel keşif gezilerine canım.
Merhaba, ben Gülsen, Sevgili dostlar, ne güzel yapmışsınız, hem gezmişsiniz, hemde köpecikleri doyurmuşsunuz…
Asıl hayat, emekli olunca başlıyor:))))))
ikinci baharda sanki, hayata bakış değişiyor, gençlik gibi olmuyor, herşeyin tadı daha bir fazla alınıyor sanki:))
İnsan kuşlara, ağaçlara, börtü böceğe dahamı bir farklı bakıyor ne…
Her şeyi seviyorum, herkesi, tüm dünyayı, canlılara kötülük edenleri hariç tabiki…
Yeni yol hikayeleri okumak dileğiyle…sevgiler…