Bazı kişiler yazı veya şiir yazarlarken kendilerine gelen ” ilham” dan söz eder dururlar. İçten gelen bir dürtü müdür yoksa ilham? Ya bir de gidiverirse, terk ederse kişiyi… Yok mudur bir hal çaresi?
Herkesten ayrıcalığı olan bendeniz kulunuza da ” ilham” değil de ” ilhami” geliyor!
)) Bana gelen ilhamın bir harfi fazla:”i” harfi.
Bu bambaşba bir şey. Bir elim yazmaya başladı mı, sanki reklamlardaki saçların ahenkle dansı gibi elim de kağıt üzerinde adeta dans ediyor. Bu tabii yalnız benim işim değildir. Mutlaka bizim ilhaminin işidir. Bazı kişiler kesik kesik şiirler yazıyorlar. Arkası yarın gibi örneğin. Ama ben yazarken bazen bir değil, iki hatta üç yazı, iki şiir yazanlardanım. Yine belirtmek isterim ki; bu sadece benim başarım değil. İlhaminin çok desteğini görüyorum açıkça ifade edeyim.
Coşturuyor beni elime kağıt ya da kalemi vererek. Bu nasıl bir iştir anlayamıyorum. İçimden yazmak, yazmak, yazmak geliyor. Ben de o zaman kendimi frenlemiyorum.
Neler çıkıyor o ilhaminin yardımıyla neler. Nice şiirler, nice yazılar bir bakıyorum sabahın erken saatlerinde yazılmış tarafımdan, bazen de bir bakıyorum gecenin bir yarısı bizim ilhami dikilmiş başıma:” haydi al eline kağıdı kalemi sana söyleyeceklerimi çabucak not et. Yoksa giderim bak, ona göre” deyip duruyor. Aklı olan hemen onu dinler bence. Ben de öyle yapıyorum veee şiirler, yazılar birbiri ardına meydana çıkıyorlar gizlendikleri köşelerden.
Yazmak içimi ferahlatıyor. İçimde biriktirmiyorum en azından, o zaman da volkan olup patlamıyorlar olur olmaz yerlerde. Yazarken bir başıma kalmak ya da kalmamak sorun olmuyor. Kimi zaman kalabalıklar içinde kimsesizken çıkıyor en güzel şiirlerim, kimi zaman da diğer insanlardan uzaktayken bir araç beklerken, belki de evde oturmuş bir kitabın derinliklerine yolculuk yaparken…
Ama ilhami nasıl gelirse gelsin, ne zaman gelirse gelsin sorgu sual etmem ona. Bir tek onu canından bezdirmem şu koca dünyada. Tüm sevdiklerim paylarını almış olurlar oysa. İlhamiye hiç; ” nerelerdeydin? bunca yıl bırakıp gittin, hiç mi sevmedin? beni sorma kalbim kırık bir gün gülmedim..” şarkısını söylemem. Hele; ” neden beni ara sıra ihmal ediyorsun? Benden bıktın mı? Yoksa yeni bir dost mu buldun kendine” diye tehlikeli soruları asla sormam. Bu tip sorularımı sadece değer verdiğime ve benim her türlü ruh halimden anlayan kişiye sorarım!
)) Yine de bilirim değer verdiğimin beni en çok düşünüp, sol yanımın ağrımaması için uğraşıp durduğunu.
İlhami yanıma ziyarete geldiğinde ne kadar kalacağı belli değildir. Bazen gün boyu yanımda olduğunu hissettirir bana, bazen de hiç çıt çıkartmaz aklıma, yüreğime, gönlüme düşürdükleriyle başbaşa bırakır beni. Yazayım diye ortalıkta ayak altında dolaşmaz.
Eeeee böylesi bir dost; hiç üzülür mü? Hiç sorguya çekilir mi? İşte o yüzden ikramda ve hizmette kusur etmemeye çalışırım elimden geldiğince. Dost elinin sıcaklığını hissederek ve hissettirerek.
Bizim ilhamiyle diyaloğumuz şöyle geçer hep:
Bircan: Ay anneciğim, yine içimde rüzgarlar çıktı. Yine elim kalemime gidiyor. Yine içim coşkun bir sel olup, taşmak istiyor. Sanırım ilhami geldi.
İlhami: Evet sevgili Bircan, ben geldim, al eline kalemi bakalım ya da geç bilgisayarının başına.
Bircan: Ne iyi ettin de geldin ilhami, hoooşşşgeldinnn.
İlhami: Bakıyorum yine havalara uçuyorsun beni görünce.
Bircan: Tabii havalara uçuyorum. Çünkü içim içime sığmıyor. Beynime, yüreğime, elime söz dinletemiyorum. İçimde duygular gelinlik giymiş gibi mutlu ve heyecanlı, bir annenin bebeğini kucağına alışındaki gibi gururlu.
İlhami: Oooooo tam zamanında gelmişim desene. İşte sana izin; içinden ne geliyorsa dök. Anlat derdini, sevincini, hüznünü sesini duyurabildiğin tüm insanlara.
Bircan: İzin verdiğin için çok teşekkür ederim. Şimdi ben yazılarımı yazarken sana ne ikram edeyim?
İlhami: Şu anlık hiçbir şey istemem. Geç otur ve yaz bakalım neler çıkacak içindeki kuyudan. Meydana çıkan yazı ve şiirlerin en güzel ikramındır senin bana.
Bircan: Teşekkür ederim. O halde yazım bitince ilk sana okutacağım. Şimdilik hoşçakal.
Bircan OĞANKUL
20/07/2009
