Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Şubat 2011

 

Canım senden kıymetli değil

yoluna kurban olsun

emdiğin sütler haram değil

sana helal olsun

uykusuz gecelerim bir şey değil

uykularım senin olsun

canım senden kıymetli değil

uğruna kurban olsun

(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

 

 

Mevlüt Durmuş

Mevlüt Durmuş

mevlutdurmus@yahoo.com 14 Şubat 2011

Hücre içi kolesterol azaldığı için mi yaşlanıyoruz?

Hücre içi kolesterol eksikliği

bilim insanlarınca kavrandığında,

yaşlanma teorileri ve yaşlanma

konusu daha iyi anlaşılacaktır.

Mevlüt Durmuş
HÜCRE İÇİ KOLESTEROL AZALDIĞI İÇİN Mİ YAŞLANIYORUZ?

Bazı üniversiteler, doktorlar ve araştırmacılar çok iyi görseler de, maalesef şimdilik çoğunluğu oluşturan bazıları eskimiş kolesterol teorisinde ortaya çıkan değişimi görmüyor veya görmemek için kör, duymamak için sağır taklidi yapıyor.
Kolesterolün organizmamız için hayati bir öneme sahip olmasının nedeni sadece hücre zarında bulunmak zorunda olması değil, aynı zamanda organizmadaki bütün steroid metabolizmasının tam merkezinde, tam göbeğinde yer alması olduğunu unutuyorlar. Yani kolesterol yoksa hiçbir steroid metabolizması çalışmaz ve steroid hormonlar (erkeklik, dişilik vs) üretilemez…

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

İnsan emekli olunca her şeyden elini ayağını çekmiş olmuyor. Adımız emekli ama hayattan kopuk değiliz. Geziyor, yiyor, içiyor, elimizdekini paylaşıyoruz. Kimi zaman ekmeğimizi, kimi zaman zamanımızı, kimi zaman da gördüklerimizi, anılarımı paylaşıyoruz.

Ağabeyim Birol, eşim Metin ve ben yine bir seyrü seferdeyiz. Yol kenarlarında gördüklerimiz, yöreye ait lezzetler, kuşlar, çiçekler, böcekler, yoldaki diğer insanlar hepsi bize yaşamın sunduğu güzellikler. Yeter ki görmesini bilelim.

İzmir’e kar sıkça yağmaz. Ender görürüz biz karlı havaları. O yüzden hasretiz. Bize uzak olduğu için mi bilmiyorum, kar yağınca görmemişin oğlu olmuş gibi davranırız biz İzmirliler. Kar yağmış tepelere gideriz. Manisa bize çok yakın. Spil Dağı’na kar yağınca çocuklar gibi bayram ederiz. Hemen yola çıkarız. Arabanın gidebildiği yerlere doğru yol alırız. Fotoğraflar çektirir, hasret gideririz.

O gün yine arabamıza, yollarda rastlayabileceğimiz hayvanları düşünerek yiyecek alıp yola koyulduk. Marketten kemik, ekmek aldık düştük yollara. Spill’e gitmeye karar verdik. Spill’e çıkarken sağda bir çay bahçesi var. Kış mevsiminde olduğumuz için naylondan branda germişler dışarıya. İçeride sıcacık soba yanıyor. Yolda canı çay içmek isteyen çay, sahlep içmek isteyen sahlep içmek için buraya uğruyor. Alçak yerlere yağmur ve kar suyu, yüksek yerlere kar yağıyor.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için…
Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için…
Bazen, ağlamak gerekir açılmak için…
Bazen, anmak gerekir anılmak için…
Bazen de susmak gerekir duymak için…
Şems-i Tebrizi
 

Yüzde ısrar etme, “Doksan da olur”.
İnsan dediğinde, “Noksan da olur”…
Sakın büyüklenme, “Elde neler var”.
Bir ben varım deme, “Yoksan da olur”.


Sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın…
Tutmayacak bir ele uzandığın için kendine mi ?

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

İçesim geldi meyim gelsin lütfen

biraz içip unutmak istiyorum her şeyi

 katlanamıyorum haksızlığa izin verin  lütfen

korkmayın dağıtmayacağım ne masayı ne de kendimi

sadece unutmak istiyorum

kısa bir an için de olsa bana yapılanları

tüm insanlara yapılan haksızlıkları

her nerde yaşatılıyorsa ve yaşanıyorsa….

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

Boğazım yanıyor, gözlerim yaşarıyor, burnum contası bozuk musluk gibi şıp şıp…

Fakat gülebiliyorum hala.

“Ayak takımı” sokağa inmiş, iktidar sahipleri kıyametlerine ağlıyor, korkmuş ve çok uykusuzlar.

Hiç bir şey imkansız değil, Asi ruhumu en imkansızın peşine salsam umutlarım kır çiçekleri kadar sayısız.

Ben bu bahara da çıkarım,” iris ” çiçekleri de toplarım. Kısaca bu nezle öldürmez beni.

Beni öldürürse namussuzluk, ikiyüzlülük, aşk acısı gibi şeyler öldürür.

Eh, onlar da bu memlekette bolca bulunduğundan ansızın ve ardımda bir kaç sevgi yazısı bırakarak kır çiçeklerine gübre olmaya gitmem şaşılacak bir şey olmaz.

Giderayak ikiyüzlü aşağılıklara da son bir yazı yazmamak da karekterime ters…

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin büyüsüne kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış etmeden “Alt tarafı gül işte” der geçerdi bahçenin yanından. Güllere bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller, terkederdi bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan. Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül vardı o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. “Sana ne” dedi kendi kendine. Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, “Alt tarafı gül işte” diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor ama bunu kabullenemiyordu.Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan? Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an “Kendine gel” dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.
Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu muydu?

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »