Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘hastane’

Nerde kalmıştık?

Yoğun bakımdaydım ve bir kolumda kalp cihazına uzantılı bağlantı, diğer kolumda tansiyonumu her beş dakika kontrol eden makine. Kalp cihazına bağlı kolumda serum ve iğnesi.

Bir yanda sağanak halinde yağan yağmurun pencereye vurup, korku filmlerini çağrıştıran sesi. :))) Pencere kenarında olmam güzeldi bence. Dışarıyı, gökyüzünü görebiliyordum yattığım yerden. O halde bile aklıma bir kitap adı geldi hemen; ” O. Henry’nin Son yaprak ” adlı kitabı. Kitabı okuyanlarınız bilirler ama okumamış olanlar için ben biraz hatırlatma yapacağım: Kitapta hastane odasındaki bir hastanın yattığı yerden ( pencere kenarından dışarıyı seyretmesi ve hastane bahçesindeki ağaçtaki yaprakların tek tek düşüşüne şahit olması… Kendisinin de sonunun her düşen yaprakla bir adım daha yaklaştığını düşünmesi… Hastane personelinden birinin ağaçtaki son yaprağın düşmesine izin vermeyişi ve o yaprağı hasta görmeden her sabah erkenden ağaçtaki dala tekrar yapıştırması… O ağaçtaki son yaprağı gören hastanın her güne yaşama umuduyla tekrar uyanması konu ediliyor.

Bitmeyen umutlar…

(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Yatacağım odada Hatice, Gülsüm, Gülsüm’ün refakatçisi Gülten, Birgül  ve onun refakatçisi Ayşe Abla vardı. Hepsiyle tanıştık. Herbirinin ayrı bir öyküsü vardı. Yıllar önce okuduğum bir kitabı hatırlattı bana bu durum; ” Kadınlar Dekameronu” Afa Yayıncılık’dan çıkmıştı kitap. İçinde; hastaneye yatmış on kadının kendi yaşamöyküleri vardı. On kadın ve on ayrı yaşamöyküsü.

Bizim odadaki arkadaşların da kendi öyküleri vardı. Hatice; dört aylık bebeğini kaybetmişti. Hikayesi beni üzdü. Yıllar önce kendi evladımı doğum anında yitirişim aklıma geldi. Onu teselli edecek sözler bulmak istedim ama yarasına ne desem boş olacaktı. Onu anladığımı söyledim ve kendi öykümü anlattım. Hatice de yengeç burcuymuş bu aramızda sözsüz anlaşmalara neden oldu. Birbirimizin halinden anlıyor, sözler kelimelere dökülüp ağzımızdan çıkmadan, yüreklerimize doluyordu. Hal böyle olunca da anlaşamama gibi bir durum söz konusu bile olmadı. Hatice’yle de bugün görüşüyoruz. Benim canım arkadaşım, bir oğlu var adı; Emir. Güzeller güzeli ve akıllı bir çocuk maşallah. Hatice fotoğrafını gösterdi ve Emir’i anlattı bize. Oradan biliyorum akıllı olduğunu. Allah tüm çocuklarımızın bahtlarını açık etsin.

Gülsüm; dış gebelikten dolayı yatıyordu ve ameliyatını bekliyordu. Korkuyordu. Haklıydı. Bilinmezlerden korkuyordu. Başına ne geleceğini, ameliyatının nasıl geçeceği endişesini taşıyordu. Çok şükür o da atlattı ve şimdi evinde.

Gülsüm’ün başında gelinleri Gülten kalıyordu. Neşeli insan tarifi Gülten için yapılmış adeta. Her daim gülen yüzü, neşesi bizleri güldürmek için sarfettiği sözleri, görümcesi Gülsüm’le olan güzel diyaloğu çok güzeldi. Onunla da görüşüyoruz.

Birgül  kırkbeş yaşında benle yaşıt. Bir bebeği olmuş kuvözde bakımdaymış. Torbalı’lıymış. Bizim köye yakın oturuyorlarmış. Hoş sohbet bir hanım. Başında görümcesi Ayşe Abla kalıyordu. Ayşe Abla korumacı tavrıyla ben otele kaydımı, pardon hastane servisine yatış işlemlerimi yaparken kulağıma eğilip ameliyatla ilgili bilgi vermesi ve doktoruma hatırlatmam gereken sağlıkla ilgili yapılması gerekeni söylediğinde; ” peki, doktoruma hatırlatırım” dedim. Can insan, hiç tanımadığı kişiye yardımcı olacak bilgi vermesi çok güzel.

Hepsi çok iyi insanlar. Birçok arkadaşım oldu. Hastane, askerlik ve yol arkadaşlıkları unutulmazmış. Yaşam alanı ortaklığı, birbirine candaşlığı da getiriyor bir yerde. Hepimiz birbirimize ısınıverdik o anda.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Yıldız tarihi 3594 demiyeceğim.:))) Çünkü tarih 23 Mayıs 2012’yi yazacağım.

Ameliyat için hastaneye yatış tarihim. Benden bir gün sonra da görümcem Yasemin aynı dertten hastaneye yatış işlemlerini yaptı. Biz gelin- görümce aynı hastanenin, aynı doktorun, aynı hastane personelinin ( bazılarının) ellerinden tedavi bulduk.:)))

Nasıl yazsam, nasıl anlatsam diye düşünürken esprilerim bir bir beynimde patlıyor ve ben ancak seçtiklerimi sizlerle paylaşabiliyorum. Rtük var, eş dost var, sonra otokontrol var. Anlayacağınız burada yazacaklarım sizlerle paylaşmamda sakıncası olmayanlar.

Haydi bakalım başlayalım.

22 Mayıs akşamından itibaren bir şey yemedim. Ertesi gün hastaneye yatacağım için bilinçli hastaların yaptığını yaptım ve aç gittim ertesi gün hastaneye. İyi de oldu. Tüp tüp kan aldılar. Bende çok var ya. Hemşire Hacer Hanım arı gibi çalışkan bir hemşire. İlk yatış işlemlerimizi çarçabucak yapmak için elinden geleni yaptı. Benimle birlikte beş kişi daha aynı gün yatış işlemleri için gelmişti. Ertesi günü de o meşhur ameliyatı olacaktık.

Sağolsun Hacer Hemşire herbirimizle öyle ilgilendi ki kendimi adeta otele kayıt yaptırır gibi hissettim. O gün tanıştığım ve şimdi de halen görüştüğüm hastane ve kader arkadaşım Havva bana:” korkmuyor musun ” dediğinde o an içimde hiç fırtına neyim bir şeyler hissetmedim. Fırtına ne kelime, yaprak dahi kıpraşmıyordu.:)))

Ben de: ” hayır, hiçbir şey hissetmiyorum. Sadece içimde boşluk var nedenini bilmediğim bir boşluk. ” Dedim.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

” …………
Daima mücadeleci ve onurlu bir ruha sahip oldum. Kendimi hiç engelli, hele sakat, özürlü olarak hiç değil görmedim: Asla anlamlandırmadım neden tek tek bireylerin, aynı standartta olmaları gerektiğini? Niçin bu anlamsız koşullanma? Asıl sorun yürüyememem değil, genelin yürüyor olması ve dolaysıyla bu hiyerarşik bakış içerisinde genel şablonun içerisinde yer alamamamız. Dolayısıyla tabi ki de engel, bir toplumun talep ettiği fonksiyonlar değil, o bireyin yetenekleri arasındaki farktır.

Read Full Post »